Taşındık :)

Tostumu yedim bekliyorum.

timsahavcisi.com

Reklamlar

Leave a comment »

Bir Konser Bir İçki

Brazzaville

Brazzaville

Ghetto‘da güzel bir Brazzaville kötü bir ortam eşliğinde izlediğim yılın ilk konseriydi. Çocuklar mükemmel tatlı ve samimi bir halde sahne aldılar. Arada J. Hakan Dedeoğlu‘nun David Brown‘ın aklına soktuğu gözümsün canımsın sözleri beni tekrar benden aldı. Baterist Ramon Aragall şu fotoğrafta ortada olan, gazıyla salonu biraz da olsa ateşleyebildi. Ancak içeride müzikle alakasız bir ton insan vardı. Ayrıca Ghetto’nun her yerden içeri almaya çalıştığı insanlar sayesinde konserin ilk yarısını yol geçen hanından izledik. Çıkarken ise görevli buradan çıkmayın burası giriş orası çıkış diye yönlendirmeye kalkması nerenin giriş nerenin çıkış olduğu konusunda ayrı bir karışıklık yarattı. Barın ve vestiyerin yetersiz kalması tabiki Ghetto’nun çarpık yapılaşmasından başka bir şey değildi. Ayrıca o güzelim binayı nasıl kötü kullanıyorlar anlamıyorum. Ghetto olmadan önce gittiğimde hayran olmuştum ancak şimdi kafamı kaldırıp sadece tavandaki resimleri görebiliyorum.

Konser sonrası Nevizade yakınlarında gördüğüm David Brown’a “hop David hello” tadındaki seslenişimle onunla konuşmamız bir oldu. Genelde rezil ettiğim ünlü ve efe konuşmalarından birine imza atmayıp. Hacı konser varmış 25’inde diyip geçen sene süperdi bu sene de süper olacaktır mutlak deyip ayrıldık. Ertesi gün Akıllı.tv izleyen David’i gördüm bozulmasın diye ellemedim.

Gecenin sonunda her zamanki gibi Araf‘taki finalde daha çok votka koydurma çabalarıma yanaşmayan barmene rakı koy o zaman yaklaşımım sempatik bulmuş olacak ki bana süper bir içki olan votka portakal rakı verdi.

İçeceklere öneri: Süper kafa yapıyor, biraz ayıksanız koku problemi olabilir. Ertesi gün ise ağzınız leş gibi oluyor. Hiç bir şekilde geçmiyor taa ki bir kadeh rakıya kadar.

Comments (3) »

19 Ocak’ta Ne Olmuştu?

Hrant Dinke Sevgilerle

Hrant Dink'e Sevgilerle

Hrant Dink iki sene önce bugün öldürülmüştü. Ve davası hala çözümlenmiş değil. Bir insanın ölmesi bizi yeterince üzmüyormuş gibi bir de ülkemizdeki faşistlerin ne kadar çok olduğunu ve devlet yapısına işlediklerini tekrar öğrenmemiz üzüntümüzü katlıyor.

Leave a comment »

Hayatı Tersten Yaşamak

Benjamin Buttonın Tuhaf Hikayesi

Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi

Geçen hafta Warner Bros Türkiye‘nin davetlisi olarak Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi‘ni izledik. Öncelik WB’ye teşekkür eder, ellerinden öperiz. Bir çok otorite tarafından yılın en iyi filmleri arasında gösteriliyor. Bence de olma ihtimali var. Önemli olan yıl sonunda da aynı şeyi dememiz tabiki. Golden Globe‘de pek bir faaliyet gösteremese de Bafta‘da Slumdog Millionaire ile beraber 11 dalda ödüle aday. Umarım bişiler verirler. Çünkü filmin gerçek kahramanı Francis Scott Key Fitzgerald yani yazarı müthiş bir roman yazmış. Ancak bunu beyazperdeye aktaran David Fincher hakkında aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Genelde filmlerde yönetmenin yaptıklarını demek istediklerini hissederim. Genelde başarıyı yönetmene bağlarım ancak bu filmde hiç bir şekilde David’den bir elektrik alamadım. Hatta hikaye o kadar güçlü ki filmi izlerken bu romanın yazarı süpermişi çok kez aklımdan geçirdim.

Brad Pitt her zamanki gibi nefis. Bu adamın yaşlılığı da ayrı hoş demeden geçemeyeceğim. Cate Blanchett‘de oyunculukta aşağı kalmıyor ama Sarah Jessica Parker tipi çok yapmacık ve gıcık geldi. Diğer oyuncuların performansları da kıvamında. Filmi de biraz daha kısaltabilselermiş herhalde daha güzel olurmuş çünkü 3 saate yakın sürüyor.

Filme gelirsek yaşlı bir beden ile doğan Benjamin Button’un tersten ilerleyen bedeninin hikayesi. 7 yaşında tekerlekli sandalyede gezerken gitgide vücudu iyileşerek ve güçlenerek ayağa kalkar ve çalışmaya aşık olmaya hayatı öğrenmeye başlar. Filmin çoğu yerinde filmin sonunun sürekli konuşulması aslında filmin heyecanını biraz azaltsa da aynı anda konunun gelişmesi açısından konuya oldukça zenginlik katıyor. Neyse izleyin işte film güzel.

Esas olayımıza gelirsek WB eski küçük ama daha hoş salonundan sonra Nişantaşı City’s‘de yaptı gösterimi. Burası daha büyük ve daha çok kişi katılabilmişti. Burada WB’nin sorunu yok ama City’s ne biçim bir sinema yapmış. Zaten artık yavaştan kaybolmaya başlayan büyük salon kültürüne onlar da bir tekme atarak küçük salonlar yapmışlar. Ama şekil itibariyle salonun %70’i oturduğu yerden mutsuz ve kötü bir açıdan izliyor filmi. Ekran dev gibi o diyeceğimiz yok ama bir salon az yap güzel di mi ama salonu. Dışarıdaki Barkod gibi kötü bir isimi olan bar ise başarılı olmuş sinema çıkışı bir barın olması üstelik fiyatların fahiş olmaması ayrı güzel. Bir de özel içki kokteylleri vardı merak etmedim değil ama vakit yoktu film çıkışı da 11:30’du ve mekan çoktan kapanmıştı. Başka bir WB davetine artık.

Bu kadar saçmaladıktan sonra bu işi doğru düzgün yapan biri olan Can Yücel‘e klavyeyi uzatıyorum.

Can Yücel

Can Yücel

Hayatı Tersten Yaşamak

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir.

Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu. Nasıl mi ?

Cami’de uyanıyorsunuz.Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmus, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette. Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir. Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz. Ne güzel, hazır maaş, hazır ev. Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz… ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz. Herkes karşınızda elpençe divan… Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade… Aman ne güzel günler başlıyor…

Derken birgün patron size artik “Üniversiteye gitsen daha iyi olur” diyor. Bu arada babanız ortaya çıkmış, “Fazla çalıştın” diyor “Artık eve dön, işi bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun…”

Keyfe bakar mısınız? Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.

Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık… Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, “Evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna” diyorlar… Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve baska bir keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. Ve günün birinde müthiş bir orgazmla hayatınız bitiyor…

Leave a comment »

Arabesk Çıktı!

Fairuz Derin Bulut

Fairuz Derin Bulut

2001 senesinde belediyenin 19 Mayıs şenliklerinde Harbiye Açıkhava Sahnesi‘nde izlemiştim ilk olarak. Aynı gün Replikas ile de tanışmıştım. Nasıl karlı bir günmüş siz düşünün. O zamanlar maniac müzik deyip çıldıran bir gruptu. Kendilerine karşı sevgi beslemem çok vakit almadı. Özellikle Sinek Saz hem en ünlü hem de en beğendiğim şarkılarındandır zat-ı muhteremlerin. Fairuz Derin Bulut‘u bir kaç kere daha izleme fırsatı buldum, sonra ortadan kayboldular. Taa ki geçen sene Ayben‘le beraber Peyote‘de sahne alıncaya kadar.

Fairuz Derin Bulut – Sinek Saz

Şimdi de çok başka bir tarz ile arabesk rock herhalde diye tahmin ediyorum, albüm çıkardılar. Arabesk’i Ali Tekintüre‘nin çok ünlü eski şarkılarını yeniden yorumlayarak yapmışlar.  Hayal kırıklığı olacak mı bilmiyorum ama önce dinlemek lazım. Heyecan yapıp hemen yazayım diye çok dinnemeden yazdım çizdim çok uğraştım.

Fairuz Derin Bulut – Acı Gerçekler

İbrahim Tatlıses – Acı Gerçekler

Comments (2) »

Seni Seviyorum Babylon

Nouvelle Vague

Nouvelle Vague

Daha önce 72 bin kez izlediğim Nouvelle Vague Şubat ayında Babylon‘da. Tabiki ben bir 72 bin kez daha izleyebilirim. mutluyum mesudum. Bi daa bi daaa. 2009’daki bu bossa nova çılgınlığına kim dur diyecek peki. Kış tarzı mıdır nedir? Eğer izlemediyseniz Nouvelle Vague’nin inanılmaz sahnelerine kesinlikle tanık olmalısınız.

!Deladap

!Deladap

Bir başka bi daa da !Deladap. Daha önce Chillout Festivali’ne gelmişler ve kaçırma terbiyesizliğinde bulunmuştum. Şubat ayında onların da Babylon’da olması sevincime sevinç kattı.

Leave a comment »

Anthony Tadında Herkül

Hercules & Love Affair

Hercules & Love Affair

Yeni yıl ile beraber her türlü tipin hacı yılın albümü bu listelerinde karşıma ortak bir isim çıktı. Hercules & Love Affair. Kim bunlar diyip acayip yasadışı yollardan indirdim. Attım yeni parça dinleme listeme ve her dinleyişimde yahu Antony and the Johnsons

‘un yeni albümü çıkalı baya oldu hala mı yeniler arasında söylendim. Ardından bayağı da elektronik müzik koymuşlar altyapıya şaşkınlığı yaşadım. O dinlediklerimin Hercules & Love Affair olduğu anlamak için bir haftanın geçmiş olması gerekiyormuş.

Müthiş müzik bilgime dayanarak çok iyiler diyebilirim. Ay birileri davet etse de dinlesek canlı canlı.

Cansız dinlemek isteyenler için myspace sayfaları, Aşağıdaki play tuşuna basmanız Blind şarkısının klibini izlemek için yeterli.

Leave a comment »